
İki Çay Arası | Gelin Kaynana İlişkisi
📑 İçindekiler
Zehra, İstanbul’un kalabalığında yetişmiş, üniversite okumuş, ayakları yere basan genç bir kadındı. Evlendiği yıl taşrada, eşinin ailesinin yaşadığı küçük bir kasabaya taşınmıştı. Yeni hayatı, yeni evi ve… yeni bir kaynanası vardı artık: Müzeyyen Hanım.
Müzeyyen Hanım, 60’ına dayanmış, geleneklerine sıkı sıkıya bağlı, sözünü sakınmayan bir Anadolu kadınıydı. Zehra ise hayatı boyunca kendi kararlarını kendi vermeye alışmıştı. Doğal olarak çatışmalar kaçınılmazdı. Birinin "hamur yoğurulmaz bugün" dediği günde, diğeri "yoğuracağım" diye ısrar ederdi.
İlk aylar her şey kibardı ama buz gibiydi. Zehra mutfağa girdiğinde Müzeyyen Hanım sessizce kalkar, oturma odasına geçerdi. Zehra bir gün yemek yapınca diğeri ertesi gün sofrayı baştan kurardı, fark ettirmeden "asıl yemek böyle yapılır" der gibi…
Bir gün Zehra’nın annesinden gelen bir telefonla değişti her şey. Annesi hastanedeydi. Zehra gözyaşlarıyla mutfağa indi, ama hiçbir şey söylemedi. Sadece oturdu, dalıp gitti.
Müzeyyen Hanım bir süre izledi. Sessizce ocağa bir çay koydu. Sonra geldi, iki bardak çayı masaya bıraktı. Kendi oturdu. Bir süre konuşmadan içtiler. Sonra yavaşça sordu:
“Annen mi hasta?”
Zehra başını salladı.
Müzeyyen Hanım bir şey demedi. Sadece elini uzattı, Zehra’nın elini tuttu.
O gün, çayın buharında yılların önyargısı eridi. Kelimeler azdı ama anlayış çoktu.
O günden sonra birlikte mutfağa girdiler. Zehra börek açmayı öğrendi, Müzeyyen Hanım ilk kez kek pişirdi. Gelin tatlı yaptı, kaynana servis etti.
Gelin-kaynana olmaktan çok, iki kadın, iki hayat, iki anlayış olmalarına rağmen, “ortada bir kalp”te buluştular.
Ve ne zaman biri üzülse, diğerinden bir çay gelir oldu…