Yıldızların Altında

📑 İçindekiler

Yağmurlu bir akşamdı. İstanbul'un eski sokaklarından birinde, tarihi bir kafede oturuyordu Deniz. Önündeki kahve çoktan soğumuştu ama o, camdan dışarıyı izlemeye devam ediyordu. Islanan kaldırımlar, sokak lambalarının altında parıldıyordu.

Tam o sırada, içeri genç bir adam girdi. Üzerindeki koyu gri palto su içindeydi. Gözleri, kafenin loş ışığında parlayan derin bir hüzün taşıyordu. Deniz'in masasına yaklaşarak kibarca sordu:

“Affedersiniz, pencere kenarında oturabilir miyim? Dışarıda fırtına var.”

Deniz, başını kaldırıp ona baktığında kalbi hızlandı. Adamın yüzü, geçmişin izlerini taşıyan ama bir o kadar da gizemli bir ifadeye sahipti. Sessizce başını sallayarak ona yer verdi. O an ikisi de bilmiyordu ama bu, kaderin onlar için yazdığı hikâyenin başlangıcıydı.

O akşam saatlerce konuştular. Deniz, adamın adının Kerem olduğunu öğrendi. Kerem bir yazardı ve yıllardır kaybolmuş bir hikâyenin peşindeydi. Deniz de sanat tarihçisiydi ve tesadüfen Kerem’in aradığı hikâyeye dair bazı bilgilere sahipti.

İkili, bir tesadüf gibi görünen ama belki de yıldızların çoktan yazdığı bir yolculuğa adım attı. Günlerce birlikte zaman geçirdiler, İstanbul’un tarih kokan sokaklarında yürüdüler, eski kitapçılarda kayboldular ve her an biraz daha yakınlaştılar.

Ancak aşkları, yalnızca bir masal olmaktan öte, büyük bir sınavdan geçmek zorundaydı. Bir gün Kerem’in yıllardır peşinde olduğu hikâye, onu başka bir şehre çağırdı. Ayrılmak zorunda kaldılar. Deniz, onsuz hayatına devam etmeye çalışırken Kerem de uzaklarda yazmaya devam etti. Ama birbirlerinden hiç kopmadılar.

Ve bir gün, tam beş yıl sonra, yine aynı kafede, yine yağmurlu bir akşamda… Deniz, camdan dışarıyı izlerken kapı açıldı. Üzerinde koyu gri paltosuyla Kerem içeri girdi. Bu kez gözlerinde hüzün değil, özlem vardı. Masasına oturdu, derin bir nefes aldı ve gülümsedi:

“Bu kez gitmeyeceğim.”

Cevabın nedir?

0 Cevap